www.aysmen.com

Posts for modern dünya

Sevgi ve Nefret Nedir ?

Kişisel Gelişim, Yaşam Tarzı - Olympos Fedåisi - 18 Mayıs 2019

Kişisel gelişim eğitimlerinde, karma karışık olan duygularımızın ve yanlış anlamlandırılan duyguların iyice ayırt edilmesi gereklidir. Bu duygulardan en sık yaşanan iki önemli kavram üzerinde durmak istiyoruz. Sevgi ve nefret! Sevgi ve nefret birbirinden ayrılmayan iki zıt kutuplu duygudur ve insanlığın var oluşundan bu yana hep varlığını sürdüre gelmiştir. Sevginin tek başına nefret olmadan sürdürülmesi imkansızdır. Nefretin de her an sevgi enerjisine dönüşmesi mümkündür. Bu çok güçlü iki duygu her an birbirine dönüşebilmektedir. Sevgiyi isteyip nefreti istememek lüksümüz yoktur. Bu evrende dualite gereği ikisi birlikte gelir.

Sevginin Rengi

Hele ki günümüzde sevgi kavramının rengi çok uçuklaştı. Nefrete pek kimse karışmıyor ve o, keskinliğini sürekli korumuştur ancak sevgi üzerinde yontma çalışmaları hep yapılagelmiştir. Bunun temel nedenine indiğimizde şunu görebiliyoruz. Sevgi, karşısında hiçbir gücün dayanamayacağı çok büyük bir güçtür. Bu güç yapıcıdır ama diğer tüm duygulardan daha güçlüdür. Bu gücün azameti tüm gelmiş geçmiş insanları korkutmuştur. Dağları delme azmini Ferhat’a veren şey, nefret değil sevgi idi. Mevlana’yı delicesine Şems’e bağlayan ve Mesnevi’yi yazdıran şey sevgi idi. Delicesine birine aşık olan bir insanda meydana gelen içsel ve dışsal değişimler ve dönüşümlere baktığınızda baş edilemeyecek bu dönüşümün hiçbir şekilde kontrol altına alınamaması, sevginin gücü karşısında çaresiz kalınmasının sonucudur. İlahi sevgi de aynen böyledir. Leylanın peşinden koşturan sonra da ilahi kanala yönelen sevgi de aynı sevgidir.

Örnek verecek olursak;

Sizin aileniz çok köklü ve zengin olsun. Tek bir oğlunuz vardır ve gider bir fakir kıza sırılsıklam aşık olur. Onu dizginlemeye çalışır, sevgisini yontmaya çabalarsınız. Davulun bile dengi dengine çaldığını her fırsatta hatırlatır ve herkesin haddini bilmesi gerektiğinden dem vurursunuz. “Zengin biri isen, zenginliğine layık zengin bir ailenin kızı ile evlenmek sanki genel bir kuraldır. Bilim teknoloji çağında da kural budur, 1500’lü yıllarda da kural bu idi. Değişen şey, sahneler ve oyuncular olmaktadır. Fakat hikayemizdeki gencimizin aşkı-sevgisi dizginlenmeye çalışıldıkça onun daha da büyüdüğünü ve kontrolden tamamen çıktığını görürüz. Klasik bir senaryodur ve hayatın birebir içinden gelmiştir. Genç sevdiği kıza kavuşmak için hiçbir engel tanımayacaktır. Sevgi, ondan alınmaya çalışıldıkça daha da güçlenecektir. Her şey sarpa sarar. Çatışmalar başlar.

Nefret mi Güçlüdür yoksa Sevgi mi Güçlüdür ?

Sevgi ve nefret kıyaslandığında, nefret duygusu ise o kadar şiddetli değildir. Onu bastırmak için biraz korku malzemesi kullanmak yeterlidir. Çok büyük bir nefretle birisine zarar vermek isteyen bir insanın nefretini bastırmak için o insanı korkutmak veya sakinleştirmek yeterli olabilir. Hatta nefret –kızgınlık kendi kendine sönebilecek bir yapay duygudur. Varlığımızın özünde yeri olmayan, sonradan kazanılan bir duygudur. Ama seveni korkutamazsınız. O korkarsa da sevgisinin peşinden gider. Ama nefret eden, yeterince korkarsa nefretinin peşinden gitmekten vazgeçebilir. Ne kadar yontulmaya çalışılırsa çalışılsın sevgi, daima esas kaynaktan geldiği için, nefretten ve onun türetilmiş negatif hislerinden çok daha güçlüdür. Sevgi evreni yaşatan güçtür. Eğer Allah (c.c) bizi sevmese idi, evrenin bir anda felakete, muazzam nükleer patlamalara maruz kalmasını dileyebilirdi. Hiçbir güç de buna engel olamazdı. Evreni dahi ayakta tutan güç, nefret değil sevgidir. Fakat sevginin gücünden herkes içten içe korkar. Tüm planları kuralları yok sayabilen sevgi, bir insanda ışıldamaya başladığında bu insanın sevgisi karşısında durmak mümkün olmaz. Bir kızı bir erkeği ya da bir fikri sevmeye başladığınızda, birdenbire kimyanızda değişimler meydana gelir. İçiniz içinize sığamaz. Aşk dediğimiz o ulvi duyguyu hissetmeye başladığınızda, mantık biraz gerilere itiliverir. Kalp ön plana yerleşir. Tutarsız hareketler davranışlar sergileyebilirsiniz. Tüm varlığınız muazzam bir dönüşüm içine girer. Yaşadığınızı hissedersiniz. Dünyaya ve içindekilere farklı bir gözle bakmaya başlarsınız. Sevgi hissiyle gelen yardımlaşma, merhamet, dünyaya ve içindekilere duyulan iyi dilekler tavan yapar. Ancak sevgi ve aşk bir kelebeğin dokunuşu gibi narin ve kısa süreli olabilir. Yani sevginin gelmesi, onun sonsuza kadar kalacağı anlamına gelmez. O geldiğinde, bazı şeyleri hazır tutmanız gerekir. Sevdiğiniz insanla birlikte, sevgiyi en iyi şekilde misafir etmek için hazırlıklarınız olmalıdır. Sevgi özgürlüğünden asla ödün vermez mesela. O geldiğinde pencereleri açık tutmalısınız. Uçup gitmek istediğinde kolayca uçup gidebilmelidir. Özgürlüğü sever O! Sevdiğiniz insan ile sizin aranızda şiirsel bir bağ kuruluverir ancak, sevgiyi kullanarak sevdiğiniz kişiyi sahiplenmenizi istemez. Ona özgür alanlar bırakmanızı ister. Dilediğinde, sevdiğiniz insan yalnız kalabilmelidir. Dilediğinde, sizin içinde olmadığınız aktiviteler paylaşımlarda bulunabilmelidir. Zaman zaman sizi terk edip gidebilmelidir. Sizi daha çok özleyip daha da şiddetle sevebilsin diye… Sevdiğiniz insana özgür bir alan bırakmalısınız. O alan sadece ona ait olmalıdır. Zaman zaman o alana çekilerek tüm dünyadan kendini soyutlayabilmelidir. Sevgi tüm bunlara dikkat eder. Sahiplenme dozunu arttırdığınızda Sevgi kelebeğinin kanatlarını açıp hoşça kal bile demeden gittiğini görürsünüz. Sonra çiftler arasında sevgi kalmayınca, kavga başlar. İncir çekirdeğini doldurmayacak nedenler ortaya atılır ve bunlar beslenerek büyük tartışmalar kavgalar haline çevrilir. Birliktelik eskimişse, ve çocuk gibi ürünler verdiyse, bu kez sevginin yerini tutmaya çalışacak sorumluluk duygusu ile birliktelikler sürdürülmeye çalışılır. Buna bir de gelecek kaygısı geçim sıkıntısı, nafaka, çocuklardan ayrı kalma korkusu eklediniz mi, birlikteliği devam ettirmek her iki tarafın da işine gelecektir. Sevgi olmadan yarım yamalak bağlarla yürütülecek bir yuvanın tüttürdüğü ocağın ışıkları bile daha cılız olur. O halde yan ürünleri değil de sevgiyi beslemeye gayret etmek en iyisidir. Sevgi geldiğinde, onu hak ettiği gibi karşılamak gerekir. Ne de olsa bu dünyada bizleri bir arada tutan tek bağ sevgi bağıdır.

Bir Ağaç Kadar Sevebilmek

Ağaçlar belli bir süre büyümek için ve olgunlaşmak için sabırla beklerler. İçeride harıl harıl bir çalışma vardır. Ağaç büyüyüp olgunlaştığında meyvelerini vermeye başlar. Meyvelerini verirken, “Ali sen al Mahmut sen alma !” demez. Sessizce ve cömertçe leziz meyvelerini verir. Bir gül de kokusunu dağıtırken aynı cömertliği gösterir. Kokusunu yaymak için fırsat bulduğunda tüm çiçekler dünyaya güzel kokularını hesapsız yayarlar. Bir ağacın ve gülün cömertliği kadar cömertlik ve sevgi sahibi olabilen bir insan ne mutlu bir insandır!

 

Continue Reading

Hatalar

Kişisel Gelişim, Tavsiye - AysMen - 8 Mayıs 2019

Kişisel gelişim blogumuz da bugün ki konumuz hatalar, hatta hatalarımız.

Hatasız insan yoktur, hatasızım her şeyi çok iyi yapıyorum veya yaptım diyen insanların çoğu yalan söylüyordur. Hatalar bize aslında olmamız ve yapmamız gerekenleri öğretir. İnsanlar hatalarla gelişir. Mesela bundan yıllarca önce yaptığınız bir hatayı ele alalım çok pişman olduğun bir hata bu hatayı tekrarlamayacağını ikimizde biliyoruz, çünkü pişman oldun ve bundan ders çıkardın. Bazı şeyleri denerken de birçok hata yapabilirsin ama HAKAN: Muhafız’da Faysal Bey´in dediği gibi Hata yap bir değil birden fazla hata yap hata yaptıkça büyüyeceksin ve bir gün gelecek tecrübe denilen şeyin bütün bu hataların toplamı olduğunu anlayacaksın.

Hatalar denediğinizi, denediğimizi ve bir şeyler yapmaya çalıştığımızı gösterir. Bazı hatalar belki çok büyük olabilirler ve hatta bizi baya üzebilir, sinirlendirebilir ve yıpratabilir ama önemli olan bu değildir önemli olan bu hataları nasıl değerlendireceğimizdir ve nasıl devam edeceğimiz nasıl ilerleyeceğimizdir zaten hataların güzel yani budur insan sürekli hata yaparak öğrenir. Belki bazı insanlarda da hatalar yaptınız. Birini sevdiniz ve o kişi sizi aldattı yada sizi incitti. O kişiye sakın sinirlenmeyin aksine teşekkür edin çünkü o kişi sayesinde böyle bir hataya veya onda gördüğünüz şeylere tekrar düşmeyeceksiniz tekrar inanmayacaksınız işte tecrübe dediğimiz şeyde bu insanların bir şeyleri deneyerek öğrendiği gerçekler yada gelin biz buna insanların bir şeyleri deneyerek öğrendiği acılar ve tecrübeler diyelim.

Makalemi ufak bir örnekle bitirmek istiyorum dostlarım, Cornetto`nun külahtaki dondurmasını ve tabanındaki çikolatayı hepimiz biliyoruz. Bu aslında başlı başına bir hatadır. Cornetto külahının tabanındaki çikolata üretim hatasıdır. Çikolata kaplamasının külahın altına akmasıyla olmuştur. Mühendisler bu üretim hatasını çözdü ancak insanlar arasında çok popüler olduğu için muhafaza edildi. Yani anlayacağımız şu ki sevgili okuyucular belki bugün hata olarak gördüğünüz şey, yarın minnettar olacağınız bir şeydir. Bilemezsiniz….

Hatalar iyidir. Hepinize hatalı günler dilerim 🙂

Continue Reading

Samimiyet ve Menfaatler

Kişisel Gelişim, Yaşam Tarzı - AysMen - 3 Mayıs 2019

Benim için Kişisel gelişim`in en önemli yapı taşlarından biri insanları tanımaktır, yani onların ne istediklerini bilmektir ve ona göre hareket etmektir. Konumuz samimiyet ve menfaatler yani bir çok insan size karşı samimi davranıyor hatta çok iyi davranıyor olabilir bu kişilerin samimiyetine gerçekten inanmak sizce mümkün mü ? Samimiyet ve menfaatler altında ne anlamalıyız peki ?

İnsanların çoğu kötü ve çıkarcı diye hepsini bir torbaya koyun falan demiyorum ama her hareketin arkasında bir neden olduğunu bilin ve bunu sorgulayın çünkü aileniz dışında hiç kimse sizin için karşılıksız bir is yapmaz. Belki size yardım ediyor gibi gözüküyorlardır hatta o kadar iyi oyuncudur ki bazıları sanki aileniz sanırsınız bu yüzden sizin için yaptığı çoğu şeyi karşılıksız sanırsınız ama öyle olmaz. Bu yüzden dikkatli olmakta her zaman fayda vardır. Çünkü insanların hepsi menfaatleri için yaşarlar. Bazıları sırf istediklerine ulaşmak için suçsuz insanları bile ezerler.

Çıkar ilişkisi

Samimiyet ve menfaat ilişkisinin en belirgin yani çıkar ilişkisidir. İnsanların nerden bakılsa hepsi çıkar için yasar bir insanın bir insana çıkarı olmadığı halde iyilik yapması gerçekten düşük bir ihtimaldir. Bu yüzden her hareketin arkasında her samimiyetin arkasında yatan menfaatler vardır. Bugün size gülen bir insanın yarin sizin en büyük düşmanınız olabileceğini zaten size anlattım ve bunu artık biliyorsunuz. Ama şuana kadar söylemediğim şey çıkar ilişkisi size gülen herkesin bir çıkarı olduğunun farkına varmalısınız belki sizden elde etmek istediklerini hemen elde etmez bu belki aylar hatta seneler sürer bazıları da yüzünüze vurur yaptıklarını. Konumuza dönmek gerekirse artık kimseye güven kalmadığından dolayı, herkesin samimiyetinin altında bir şeyler aramamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü insanların çoğu artık arkadaşlık ve dostluk yerine çıkar ilişkilerine yönelmiştir. Size tavsiyem şu sevgili okuyucularım size paranoyak olun falan demiyorum ama her herkese de güvenmeyin ve insanların size olan samimiyetlerine güvenmeyin.

Makalemi Mehmet Akif Ersoy´un şu sözleriyle bitirmek istiyorum;

“Aldanma insanların samimiyetine, menfaatleri gelir her şeyden önce. Vaat etmeseydi Allah cenneti, o`na bile etmezdi secde”

Mehmet Akif Ersoy

Continue Reading

Yaşam Amacımız

Tavsiye, Yaşam Tarzı - AysMen - 22 Nisan 2019

Kişisel gelişim platformumuzda bilinen hatta klişeleşmiş makaleler yerine daha gizemli ve sıra dışı konulara yöneliyoruz. Bu konuların insanları daha derinlemesine olgunlaştırması ve hayatı anlaması için daha yararlı olduklarına inanıyoruz. Öyle ki bir rastgele kişisel gelişim kitabı okumaya başladığınızda, birden bire motivasyon zirve yapar ve heyecanla kitabı okumaya devam edersiniz. Kitap bittiğinde, motivasyonunuz da söner gider. Güzel bir vakit geçirmiş olursunuz o kadar. Ama bu bir çözüm değildir. Gerçek çözüm daha esaslı ve sorulmaya korkulan soruları sormak, irdelemek farklı açılardan hayata bakabilmekte gizlidir.

Yaşam Amacımız Nedir ?

Kişisel gelişim uzmanları size hayatınızın amacının ne olduğunu söyleyemezler, sizi iş çalışma başarı konusunda güdülemek isterler. Böylece maddi açıdan daha rahat bir yaşam vermek isterler. Nihai amaçları aslında “mutlu olmanızdır”. Herkes her şeyi mutlu olmak için yapar. Başka hiçbir amaç yoktur. Pekiyi bu amaç nereden geliyor? Sanki bir bilgisayar çipinin içine önceden programlanmış gibi, mutlu olma arzusu nereden geliyor?

Değerli okurlar! Hepimiz mutlu olmak için bu misafirhanede belli bir süre yaşıyoruz. Ardından ister istemez öleceğiz. Geçtiğimiz günlerde yapılan bir araştırmaya göre, insan hücresinin sadece 150 yıl yaşayacak kadar programlandığı sonucuna varıldı. 151 yıl bile değil. Ama insan asla ölmeyi istemez ve bunu düşünmek de istemez. Bu kaçınılmaz sona hazırlanmak en iyi kişisel gelişim eğitimi olacaktır. Fakat bu bilgeliğe erişmek için alınacak çok yol var. Konumuza dönersek;

Mutlu Olma Arzusu

Mutlu olma arzumuz, bize sonradan empoze edilen bir yapay güdü değildir. Her insan doğal olarak huzur ve mutluluk ister. Para ev makam mevki bunun için kazanılır. Bazıları mutluluğu sanatta bulur bazıları bunu bilimde! Ama herkesin amacı aynıdır. Bizler mutlu olmaya programlanmış, daha komiği de sonsuz yaşamaya programlanmış varlıklarız. Ölüm bizi hiç çekmez. Onu kimse istemez. Herkes sonsuza kadar yaşamak ister. Bu istek aslında fani insan bedeninin dışında bir varlığa işaret ediyor. Üstelik bu varlık, sonsuza odaklı bir varlık veya enerji veya güçtür. Bu güç özümüzde yerini almış ve izliyor. Sessizce bizi izliyor. Bazen çok zorda kaldığımızda kullandığı bir kanal var. Bizimle haberleşmek için sezgi kanalını kullanıyor ve içinde bulunduğumuz çıkmaz durumdan bir çırpıda bizi kurtarıyor. Birden parlak bir fikir doğuyor karanlığımıza! Şimşek çakar gibi. Ve biz o problemi çözüyoruz. Fakat O güç yine sessizliğe gömülüyor. Onun için zaman mekan sınırlaması yok. O Öze ulaşan bilgelerin ortak söylemi şudur: Orası sessiz sakin huzur verici, hiçbir inişi çıkışı olmayan emin ve güvenilir bir yer… Bu mutlu olma isteği ya da güdüsü de oradan geliyor.

Sevgili okurlar, mutlu olmak tek amacımızdır. Bu amacın peşinde koşarken, araç olarak neleri kullandığımıza dikkat etmek yani farkındalık kazanmak çok önemlidir. Dünyayı çok fazla içselleştirmek, bedenimizi çok fazla içselleştirmek bize zarar verir. Bu beden bir gömlek gibi önünde sonunda atılacak. İşte o noktada bilinçli ve mutlu bir şekilde bu gömleği atabilmek, yani ölmeden önce ölme provası yapabilmek için, iç dünyamıza uzun bir yolculuk yapmamız gerekiyor. Otomatikleştirdiğimiz hayatımızı monoton yaşamımızla heba etmemek, ermişlerin deyimi ile her anın lezzetini çıkara çıkara doyasıya yaşamak için bu amacı keşfetmek gerek.

Continue Reading

En İyi Güdüleyiciler

Kişisel Gelişim, Tavsiye - AysMen - 8 Nisan 2019

Hayatımızda yaptığımız her şeyi yapmadan önce o işi yapmak üzere güdülenme adı verilen bir tetikleme olayı sonucunda işi gerçekleştiririz. Güdülenme olmadan hiçbir iş yapmayız. Su içmek için bile güdüye ihtiyacımız vardır. Bu durum insanlarda olduğu gibi hayvanlarda da böyledir fakat hayvanlardaki güdüleme bizimkimizden çok daha güçlüdür. Güdüleme içten gelir ama insanlarda kalıplar ve inançlarla değişime uğrar. Beynimiz sürekli hoş olanı ister. Hoş olan ve bize hoşluk verene odaklanır ve onu arzuladığında biz de onu elde etmek için çabalarız. Bazen de beynimiz bize hoşluk vereni elde ettiğimizde bunu elimizden alacak şeyleri engellemek için bizi güdüler. Yani var olanı kaybetme korkusu da iyi bir güdüleyicidir.

Arzular ve korkular iyi birer güdüleme uzmanıdır. İnançlar ise bunların ayarları ile oynar. Pekiyi ya beynimiz ya da hayatımızı algılayış biçimimiz yanlış ise ? Sevgili okurlar bu noktaya da sorgu ve farkındalıkla varılır. Eğer kişi kendisini güdüleyen arzuların ve korkuların kaynağının, var oluş özümüzde yer almadığını bir kez görebilirse, bundan sonra onu güdüleyecek bir şey kalmaz. Yani kişi dünyadan elini eteğini çeker. Arzular yapay değildir ama korkuların hepsi yapaydır. Arzular bastırıldığında bilinçaltında kaynamaya başlarlar. Onlar tatmin edildiğinde ise asla sonu gelmeyen bir yolculuk ve arayış başlar. Korkuların fısıltılarına kulak verildiğinde, insan; hareket, eylem, cesaret atılganlık yeteneklerini kaybeder. Korkular tamamen kulak arkası yapıldığında ise belaların arkası kesilmez.

Nereye Varıyoruz?

Arzular ve korkular biz insanoğlunun var oluş kaynağından gelmiyor. Zihne sonradan programlanıyor. Kişi dünyaya gözünü açtığında içinde yaşadığı çevreye göre şekillenen arzularla korkularla ve güdülerle dolup taşıyor. Her birini gerçekleştirebilen insan yok. Ama herkes hepsini gerçekleştirmek istiyor. Bunları gerçekleştirmenin bir yanlış tarafı olduğunu düşünmüyor.

Kişisel Gelişim ve Farkındalık

Güdülerimizin Kaynağına indiğimizde belli bir farkındalık kazandığımızda bunların aslında yapay bir kaynaktan (zihnimizden) geldiğini görebiliriz. Bunu gördüğümüzde, arzuların ateşi o an düşmeye başlar. Korkuların oluşturduğu karanlık perde aralanır ve korkuların yersizliği ortaya çıkar. Kişiyi bir huzur kuşatır. Olması gereken de bu. Farkındalık kazanmak.

Farkındalık kazanmak güdüleme kaynaklarını kurutur. Kişi hiçbir şey yapmak zorunda hissetmez. Başlarda bu böyle sürer. Nerden geldiği bilinmeyen bir tükenmez huzur sürekli akıp gelmektedir. Kişi kendini hayatın akışına bırakır. Çetin olaylar karşısında yapay olarak monte edilen kırılgan direnç göstermez. İçte bir rahatlık olgunluk vardır ve iyiyi de kötüyü de eşit şekilde karşılamaya hazırdır. Başını belaya koyacak karşı konulmaz arzuları yoktur. Onu korkutacak karanlık ve karmaşık kurgular da yoktur. O kimse bu iki kaynağa, daha önce çok fazla değer verdiğini, aslında bunların değersiz olduğunu gördükten sonra, dinginlik huzur sakinlik coşku kendi kendine ortaya çıkar. Zorla ve dışarıdan verilen bir hediye değildir. Tamamen içeriden gelmiştir ve kaynağı sonsuzdur. Kişi kişisel gelişim ve kişisel olgunlaşma sürecinde büyük bir ilerleme sağlar.

Continue Reading

Google ve Amazon #geyiktimes

Geyiks - Geyikist - 29 Mart 2019

Merhaba dostlarım ben Geyikist, bu Blog’un yazarların’dan biriyim ilk makalem olarak ta sizlere Teknoloji hakkında bir makale yazdım. #Geyiks katagorisi altında artık Geyik, Goygoy, Teknoloji, Gündem gibi içerkiler yüklenecek herkese iyi okumalarrrr 😉

İki DEV

Bugün herkesin bildiği ve artık mevcut dünyanın ayrılmaz bir parçası olan iki şirket. Son zamanlarda, iki şirkete daha yoğun bir şekilde arasatirdim ve daha önce fark etmediğim veya farkında olmadığım bazı şeyleri fark ettim. Bu yazıda sizlerle paylaşmak istediğim bazı korkutucu ve kimi zaman heyecan verici düşüncelerimi payalasacagim.

Bu makaleye başladığımda Amazon stokunun değeri Google’ın hemen altındaydı. Bununla birlikte, Amazon’un piyasa değeri, Google’lardan 100 milyar dolardan fazla. Amazon, düşüncelerimi eyleme geçirme fırsatı ve finansal araçları var. Ama en baştan başlayalım.

Bilgisayar bilimi uzmanı olarak mesleğim, bilgisayar bilimlerinden yeni teknolojilerle sürekli olarak beni bir araya getiriyor ve bu yüzden son zamanlarda devasa “Amazon Web Servisleri” (kısa AWS) kütüphanesini öğrendim. AWS, başka şeylerin yanı sıra, sözde bulut bilişim hizmetleri sunan Amazon’un bir yan kuruluşudur. Dropbox, Reddit ve Netflix, bu büyük kütüphaneye erişim sağlayan iyi bilinen birkaç hizmettir. Bu büyük kütüphaneyi keşfettiğim güne kadar, Amazon benim için çeşitlendirilmiş bir online mağazaydı, ama şimdi Amazon’u daha büyük bir şey olarak görüyorum. Şirketin Amazon’una ve bu şirketin bölümlerine daha yakından bakacak olursanız, Amazon’un sadece çevrimiçi mağazalarda değil, aynı zamanda e-kitaplar, sesli kitaplar ve çok daha fazlası açısından da pazar lideri olduğunu fark ediyorsunuz. Şimdiye kadar her şey çoğu için açık olabilir, ama yeni AWS kütüphanesi bence her şeyi değiştirir.

Büyük teknolojik imkanlar ve finansal kaynaklar nedeniyle, Amazon’un, Google’ın hemen hemen tüm alanlarında rakip bir ürün sunmaya yetecek kadar potansiyeli var. Ve bununla birlikte, başka bir taarruza gerek kalmadan düşünce trenimin özüne geliyoruz. Amazon, Google’ın temel işini büyük ölçüde zayıflatan kendi arama motorunu hızlı bir şekilde ortaya çıkarabilir. İlk bakışta oldukça uzak ve gerçekçi olmayan sesler, daha yakın bir incelemede bu kadar yanlış olmayabilir.

Kullanıcılar

Amazon ve Google, kullanıcıları aynı zamanda küçük ayrıntılar da içeren sürekli bir dava halindedir. Örneğin, Google’ın YouTube uygulamasını Kindle Tablet gibi Amazon cihazlarından herhangi birinde kullanamazsınız. Akıllı telefonlar “Google Home” ve “Amazon Echo” arasında neredeyse hiç fark yoktur. Hem Google hem de Amazon, çok farklı kategorilerde zaten benzer ürünlere sahipler ve çoğu zaman benzer fiyatlara çok benzer hizmetler sağlıyorlar. Buradaki satın alma kararı genellikle hangi ürünün daha iyi veya daha ucuz olduğuna değil, daha önce bu ürünleri hangi satıcılara sattığınıza bağlı değildir.

Muhtemelen, Google ve Amazon şirketleri arasındaki en büyük fark, kendi ana işidir. Google arama motoruna sahiptir, Amazon çevrimiçi mağazadır. Benim düşünceme göre, Amazon Google’ın biraz ilerisinde. Çünkü bir online mağaza, ürünlerin her zaman ihtiyaç duyduğu anlamda daha sürdürülebilir. Ancak, Google dışındaki bir şirket, kullanıcılar tarafından geniş çapta kabul gören daha iyi bir arama motoru getiriyorsa, Google temel işini ve dolayısıyla Google Adwords, Analytics & co gibi çeşitli yan ürünleri kaybedecektir. ,

Peki gelecekte iki şirketten ne bekleyebiliriz? Amazon muhtemelen sadece Google’ı satın almaz, donumuza kadar satın alır :D. Aynı derecede gerçekçi olmayan, iki yönetim şirketinin bir birleşimidir, çünkü ilgili yönetim seviyeleri farklı değerler ve idealleri temsil eder. Amazon iflas edene kadar Amazon, sonsuz davalardan ortaya çıkabilir mi? Ya da Google, Google’ın elleri bağlı oluncaya dek Google’ın her bölümünde yeni bir rakip ürünü aşamalı olarak ortaya çıkaracak mı? Amazon artık tuğla-harç depolarına ya da diğer çevrimiçi mağazalara alternatif olarak mevcut olmayan büyük bir küresel şirket haline geldi, ancak bunları kolayca değiştirebilecekti. Şu anda, Amazon şemsiyesi altında hayal edemediğim çok az sanayi var.

Bakalım sonumuz ne olacak…..

Continue Reading